Print Friendly and PDF

Translate

TOPRAĞIN VE KANIN ESİRETİ: Tarihsel Bütünlükte Devlet, Aşiret Ve Ağalık Düzeninin Sosyo-Psikolojik Dinamikleri

|


Tarihsel ve toplumsal / sosyolojik gelişim süreçlerinde "Aşiret / boy ve ağalık / toprak sahipliği kurumları, devlet / egemen otorite karşısında nasıl bir güç odağına dönüşür ve insanları köleliğe mahkûm eder?" konusu ele alındığında, Doğu ve Batı medeniyetlerinin toprak mülkiyeti, hiyerarşi / aşamalı sıra ve toplumsal tabakalaşma üzerindeki derin ayrışmaları ortaya çıkmaktadır. Türklerin tarih sahnesine çıkışından itibaren devlet nizamı / düzeni, feodal / derebeylik tipi yapıların oluşmasını engelleyecek bir mülkiyet kozmolojisi / evren bilimi üzerine kurulmuştur. Toprağın kişisel mülk sayılmadığı ve kamusal bir emanet olarak görüldüğü toplumlarda, köylünün boynuna kölelik tasması takılması engellenmiştir..

Batı dünyasında hüküm süren feodalizm / derebeylik nizamı, toprağın ve üzerindeki insanın mülkiyetini senyör / toprak beyi sınıfına teslim ederken; Türk devlet geleneği, toprağın mülkiyet hakkını doğrudan devlete ve ilahi iradeye / Tanrı'ya teslim etmiştir. Bu yapı sayesinde köylünün hür / özgür statüsü yasal koruma altına alınmıştır. Aksine bir feodal / derebeylik sisteminde, köylünün boynundaki tasmayı sökmeye çalışan demircinin kazığa vurulması, köylünün ise asılması gibi normal olmayan aşırılıklar / zalimlikler meşru kabul edilmekteydi. Hatta senyörün / toprak beyinin, evlenecek genç kızların bakireliğini alma (ilk gece hakkı) gibi insanlık dışı imtiyazları / ayrıcalıkları bulunmaktaydı. Türk ve Bizans köylüleri, insanı tamamen köleleştiren bu feodal / derebeylik nizamına hiçbir zaman razı olmamış ve her fırsatta devletin adalet sığınağına kaçmışlardır.


Aşiret Dağıtma Politikası ve Otorite Boşluğunda Ağalığın Doğuşu

Merkeziyetçi otokrasi / mutlakiyetçi yönetim, taşrada bağımsız dükalıklar veya aşiret güçleri oluşmasını engellemek amacıyla Türkmen aşiretlerini / boylarını ülkenin dört bir yanına dağıtarak kontrol altında tutma yolunu seçmiştir. "Devlet aygıtının yokluğunda veya zayıflığında aşiret / klan yapıları nasıl serbestçe palazlanır?" sorusu çerçevesinde analiz edildiğinde, göçebe boyların yerleşik nizama / düzene entegre / uyum sağlama hususunda yaşadıkları direnç göze çarpar. Sürekli çalışmanın bezginliğiyle yerleşik reaya / vergi ödeyen köylü statüsünü reddeden, canıyla oynamayı toprağı işlemekten daha kolay gören kitleler, zamanla devlet kontrolünün dışına çıkarak kendi iç hukuklarını ve aşiret / boy nizamlarını üretmişlerdir.

Tarihsel süreçte devletin taşradaki denetim gücünü kaybetmesi, kaçınılmaz olarak yerel sömürü mekanizmalarını tetiklemiştir.

***Merkezi devlet otoritesinin zayıfladığı ve feodal / yerel güçlerin ortaya çıktığı dönemlerde, kamu yararını gözeten bürokrasi yerini kişisel menfaatlerini düşünen bir bey-ağa sınıfına bırakır.***.

17. yüzyıldan itibaren Osmanlı toprak sisteminin bozulmasıyla birlikte ortaya çıkan âyânlık / yerel eşraf sistemi, mülk / toprak sahibi "ağalar dönemi"nin doğmasına zemin hazırlamıştır. Devletin taşrada yeterince otorite / egemenlik sağlayamaması, bu yerel âyân ve ağaların halkın malını zorla gasp / zorla el koyma etmelerine yol açmış ve köylüyü devletin memuru olan dirlikli sipahi yerine, doğrudan kendi şahsi çıkarlarını gözeten bir ağanın esiri haline getirmiştir. Bu durum, feodal / derebeylik senyör-serf ilişkilerini andıran, zorbalığa dayalı bir sömürü düzeni inşa etmiştir.

Jeopolitik Komplolar ve Sömürünün Ruh Bilimsel Çözümlemesi

İlginç bir durum olarak belirtmek gerekir ki, uluslararası güç politikalarında azınlıkların ve etnik grupların anlam arayışları, süper güçlerin jeopolitik / yerbilimsel stratejilerinde her zaman elverişli birer manipülasyon / yönlendirme enstrümanı / aracı olarak kurgulanmıştır. Kürt milliyetçiliği ve ayrılıkçı eylemleri, soğuk savaş / cold war döneminden itibaren küresel istihbarat / gizli bilgi servislerinin (CIA gibi) bölge devletlerini zayıflatmak ve istikrarsızlaştırmak amacıyla sahneye sürdüğü birer komplo fikri olarak değerlendirilmektedir. Bu teorik çerçeveye göre, aşiret / boy bağlarının ve dinsel sömürünün egemen olduğu kapalı toplumsal yapılar, dış güçlerin müdahalesine ve yönlendirmesine en açık alanları oluşturmaktadır.

İnsan psikolojisinin / ruh biliminin verilerine göre analiz edildiğinde, yüzyıllarca sömürülmüş kapalı cemaat yapılarında bireyler, "öğrenilmiş çaresizlik" (learned helplessness / çaresizliği benimseme) ve "efendi-köle diyalektiği" / master-slave dialectic sarmalına sıkışırlar. Aşiret / boy liderinin veya ağanın mutlak teokratik / dinsel otoritesi altında ezilen birey, ruhsal dünyasında bu yakın ve somut otoriyi sorgulamaktan duyduğu dehşet nedeniyle, yaşadığı tüm sefaletin ve köleliğin faturasını soyut bir dış düşmana (devlete) projekte / yansıtma eder. Bu psikolojik / ruh bilimsel kaçış, ezilen insanın kendi klanına / boyuna duyduğu patolojik / hastalıklı sadakati korumasını sağlarken, onu kendi içsel sömürü düzenini görmekten ve feodal / derebeylik prangalarını kırmaktan alıkoyar.


Dipnotlar (APA Biçimi)

  1. Tahir, K. (1967). Devlet Ana (1. bs.). İstanbul: Bilgi Yayınevi, s. 11, 22-23, 132, 276.
  2. İnalcık, H. (2016). Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet (1. bs.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 33, 119.
  3. Bilkan, A. F. (2016). Fakihler ve Sofuların Kavgası: 17. Yüzyılda Kadızâdeliler ve Sivâsîler (1. bs.). İstanbul: İletişim Yayınları, s. 411, 415-417.
  4. Grange, J. C. (2004). The Empire of the Wolves (1. bs.). New York: St. Martin's Press, s. 859-865, 868-870.

 

Önceki Yazı
« Prev Post
Sonraki Yazı
Next Post »

Benzer Yazılar