ADEDİN GURÛBU (Batışı) HAKİKATİN ŞURUQU (Doğuşu): TASAVVUFTA ZİKİR VE İHLASIN MİZANI
| ![]() ![]() ![]() |
"Manevî sülûk / spiritual path (yolculuk)
yolunda nicelik / quantity (sayısal çokluk) ile nitelik / quality (samimiyet ve
hakikat) arasındaki muvazene / balance, sâlikin / disciple (mürid) kalbî
kemalâtını / perfection (olgunluk) belirleyen en temel ölçüttür." Tasavvuf büyükleri, zikrin
sayısal olarak çokluğundan ziyade, bu zikrin hangi kalbî uyanıklık ve
samimiyetle yapıldığına
itibar etmişlerdir. Onlara göre, gafletle / heedlessness (dalgınlık) yapılan
binlerce zikir, huzur-ı kalp / presence (gönül uyanıklığı) ile yapılan tek bir
nefesten daha aşağıdadır. (Attâr, s. 419; Kâşifî, s. 261).
Zikirde Nicelik ve Nitelik Dengesi
Zikirde "çokluk" kavramı, tasavvufî
kaynaklarda sayısal bir artıştan ziyade "gafletsiz bir süreklilik"
olarak tefsir / interpret (açıklama) edilir. Ebû Süleyman ed-Dârânî
hazretlerine göre, çok zikir adedi fazla olan değil, her anında Hakk ile
beraberlik şuurunun korunduğu zikirdir. Hâce Alâeddin Attâr hazretleri de bu hususta net bir ölçü
koyarak; zikrin çok söylenmesinin şart olmadığını, asıl olanın huzur / presence
ve vukuf / awareness (farkındalık) ile eda edilmesi gerektiğini vurgular.
Zikirde asıl murad, lisanın hareketinden ziyade, kalbin Allah ile
beraberlik halini muhafaza ederek nefsin beşerî sıfatlarından fâni olmasıdır.
(Kâşifî, s. 261; Kuşeyrî, s. 15).
İhlas ve Sidk: Kabulün Anahtarı
Sufîlerin nazarında ibadetin ruhu ihlastır /
sincerity (samimiyet). Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri ihlası; "Allah ile kul
arasında bir sır" olarak tanımlar ki, bu sırrı melekler sevap yazmak için
bilemez, şeytan ise bozmak için idrak edemez. Bu noktada zikrin sayısal
çokluğu, eğer içerisinde gizli bir riya / hypocrisy (gösteriş) veya ucub /
self-admiration (kendini beğenme) barındırıyorsa, manevî bir hicap / veil
(perde) haline dönüşür. Kişi, kendi ameline ve zikrinin çokluğuna güvendiği
anda, Hakk'ın lütfundan mahrum kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
(Gazâlî, s. 958; Şârânî, s. 978).
Doğruluk (Sidq) ise, müridin iç âlemi ile dış
âleminin bir olması, kalbindeki yakînin / certainty (kesin iman) diline ve
azalarına aksetmesidir. Hâtem-i Esam’a göre; "Sözün doğruluğu amelle,
amelin doğruluğu sabırla, sabrın doğruluğu ise ancak Allah rızasını gözetmekle
(hisbet) mümkündür". Kaynakların müttefik olduğu fikir, kalpte yakîn
sıhhat bulmadıkça yapılan zikirlerin sadece dilin bir alışkanlığından ibaret
kalacağıdır. (Attâr, s. 426; Kuşeyrî, s. 16).
Psikolojik Analiz ve Manevî Travmalar
İnsan psikolojisi, sayısal başarılara ve somut /
concrete (müşahhas) çokluklara meyillidir. Sâlik, çektiği tesbihin sayısıyla
övünerek nefsini tatmin etme (narsisizm) tuzağına düşebilir. Ebû Hafs-ı Haddâd gibi büyük
arifler, zikir sırasında renkleri değişip akılları başlarından gitse dahi,
kendilerini "gafil" olarak nitelendirmiş ve gerçek muhakkıkların /
realizers (hakikate erenler) zikrinden fersah fersah uzak olduklarını itiraf
etmişlerdir. Bu durum, ariflerin ulaştıkları makamda bile
"hiçlik" duygusunu korumaları ve kibri kalplerinden söküp atmalarıyla
ilgilidir. Zikrin tadına eren bir kalp, sayıyı unutur; zira mezkûr / the
remembered (anılan Allah) ile olan beraberlik, sayıların sınırlı dünyasına
sığmaz. (Kuşeyrî, s. 42; Attâr, s. 410).
İlgili Konular:
- Sahv ve Sekr: Manevî
sarhoşluk ve ayıklık dengesinin zikirdeki yansımaları.
- Melâmet: İbadeti
gizleyip kusuru izhar ederek nefsi terbiye etme yöntemi.
Dipnotlar (APA):
- Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.).
İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 410, 419, 426).
- Gazâlî, İ. (2012). Muhtasar İhyâ-ü Ulûmiddin. İstanbul: Şura
Yayınları. (s. 958).
- Kâşifî, F. A. (t.y.). Resahât - Can Damlaları. (s. 261).
- Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî
(Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 15-16, 42).
- Şârânî, İ. (t.y.). Evliyalar Ansiklopedisi (Tabaqat). (s. 978).
- Uludağ, S. (2007). Sırlar Menbaı ve Tarikat Sultanı Cüneyd-i
Bağdâdî. İstanbul: Mavi Yayıncılık. (s. 30, 34-36).
Next Post »

| 

